|
Çok değil daha bundan 10 yıl kadar önce “DGM” olarak bilinen ve adını sıkça duyduğumuz “Devlet Güvenlik Mahkemeleri” vardı. Özel yargılama yöntemlerinin uygulandığı DGM’lerde sanık gözaltındayken avukatı ile görüşmesine bile izin verilmezdi. Ayrıca bu mahkemelerde görev alan iki asli üyeden biri ile iki yedek üyeden biri ve savcı yardımcılarının bir bölümü “askeri savcı” olmalıydı. Askerle ilişkisi kesilerek önce sivilleştirilen DGM’ler 2004 yılında da tamamen kaldırıldı. Bugün DGM yoksa bile DGM’leri kısmen de olsa andıran “Özel Yetkili Mahkemeler” ve “Özel Yetkili Savcılar” var. Kamuoyu bu “özel yetkili” mahkeme ve savcıların yetkisinden çok etkisi üzerinde kafa yoruyor.
Örneğin; Anayasa’nın 148. maddesi gereği Yüce Divan’da yargılanması gereken İlker Başbuğ’u sorgulamaya ve hatta tutuklamaya yetkili olup olmadığı tartışılan bu mahkeme ve savcıların gündeme etkisi beklenilenden de büyük oldu. Ve maalesef yetkisini tartışan küçük kitle, etkisinden büyülenen o büyük kitlenin gölgesinde kayboldu. Kim bilir? Bu yaşananlar belki de Başbuğ’un bir tarihte yaptığı “boru” açıklamasına karşı geç kalınmış bir cevaptı. Birileri “Boru değil” mesajı veriyor da olabilirdi. Tabi boru değil! Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı bir gece yarısı tutuklanıyordu. Ve tutuklanmasının tuhaflığı bir yana kendisine yöneltilen o çok ağır “suçlama” insanlığımın da ötesinde bir “Türk” olarak benim canımı acıtıyordu.
Vatanın bölünmez bütünlüğü, milletin haysiyet, şeref ve egemenliğini sağlamak için içeriden ve dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı “kırk yıl” silahlı kuvvetlerinde görev yapan ve mesleğinde en üst rütbeye kadar gelen Başbuğ ne acıdır ki; “Terör Örgütü Kurmak ve Yönetmek” suçundan tutuklandı.
Benim içimi en çok acıtan şey neydi biliyor musunuz? Silivri Cezaevi önünde ellerinde Türk Bayrakları ile Başbuğ için toplanmış insanların sayısı maalesef iki elin parmaklarını geçmiyordu. Orada Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın şike iddiaları üzerine tutuklanmasına tepki veren kalabalığın binde biri yoktu. Hatta ve hatta sade ve sadece ifade vermek için adliyeye giden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu için bile daha çok insan toplanmıştı. Peki Yıldırım ve Kocaoğlu’nu Başbuğ’dan ayıran şey neydi? Benim takıldığım yer burası… Adaletsizliğe maruz kalan onca insan varken bir kişi için slogan atılmasını, eylem yapılmasını doğru bulmuyorum. Ben baştan beri adalet herkes için istenmeli görüşünü savunuyorum. Güce ve güçlüye tapan kitleler bizi asla yanıltmamalıdır. Bugün Türkiye’de insanlar orada burada çalışıyor veya oradan buradan nemalanıyor diye değil gerçekten ve hakikaten adalet istediği için sokağa dökülmelidir. Ve ben bu sahte gösteriler yapıldıkça gerçek tepkilerin de istemsiz olarak ertelendiği görüşündeyim. Bana göre insanlar meydanlara inecekse bu mesajla, ilanla değil gönlüyle, severek ve isteyerek olmalıdır.
“Temiz, dürüst” dediğiniz İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu için “180 yıl hapis” isteniyor. Yıllarca terörle mücadele eden Türkiye’nin 26. Genel Kurmay Başkanı “Terör Örgütü Kurmak ve Yönetmek” suçundan cezaevinde bir hücrede yatıyor. Havacısı, karacısı, denizcisi orada… Milletin vekili de var, yazarı da… Aslına bakarsanız içeride küçük bir Türkiye var. Dışarıdaki büyük Türkiye ise şimdilik özgür (!) Yarın ne olur, ne getirir, ne götürür bilemeyiz.
Bütün bunlar olurken dün Silivri ile ilgili olarak ilginç bir gelişme yaşandı. Hem milletvekili hem de yazar olan Silivri sakini Mustafa Balbay’ın talebi üzerine CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba aracılığı ile meclis başkanlığına sunulan önergede gardiyanların sorunlarına dikkat çekildi. Servis olmadığı için her gün otostop çekerek işyerlerine ulaşmaya çalışan ve can güvenliği tehlikede olan Silivri Cezaevi’nde görevli 500 infaz koruma memurunun servislerinin bulunmamasının nedeni soruldu.
Dedik ya işte! İçeride küçük bir Türkiye var. Bak içerinin vekilleri içerinin insanları için çözüm üretmeye başladılar bile…
Öyle “gardiyan” deyip geçmeyeceksin Hem servis de neymiş? Bence onların her biri için özel araç bile tahsis edilmeli… Gardiyanlar o küçük Türkiye’de profesöründen yazarına, siyasetçisinden bilim adamına kadar herkese hükmediyorlar. Boru mu bu? Yıldızları apoletine sığmayan kuvvet komutanlarından genelkurmay başkanına kadar bütün galaksi gardiyanların emrinde!
İşte ileri demokrasi dedikleri bu olsa gerek… Bir nevi aslanı kediye boğdurmak!
Mustafa Ali Fırtına
(09.01.2012 tarihinde www.egedesonsoz.com haber sitesinde yayınlanmıştır.) |